İklim değişikliği, gezegenimizin karşı karşıya olduğu en büyük tehditlerden biridir. Dünya ısısının 2 dereceden daha fazla yükselmesi durumunda, iklim değişikliği geri döndürülemez hale gelecek ve uzun vadede çok büyük etkiler yaratacaktır.

Avrupa ülkelerinin kapladığı toprakların büyük bir kısmı da dâhil olmak üzere, yeryüzünün alçak kesimleri yükselen deniz seviyesinin altında kalarak en sonunda tamamen yok olabilir. Böyle bir durumda, dünyanın birçok bölgesinde, herkese yetecek kadar içme suyu bulmak imkânsız hale gelebilir. Hem fiziksel hem de ekonomik zararlara yol açan kötü hava koşulları daha da sıklaşacaktır. Ve ülke ekonomileri de farklı bir iklimle başa çıkmanın getireceği yüksek maliyetler karşısında çökme tehlikesiyle karşı karşıya kalabilecekler.

Atmosfer, güneş ışığının yeryüzüne ulaşmasına izin veren ancak Dünya’dan geri yansıyan ısıyı emen öğelerden oluşur. Bunlar; su buharı, karbondioksit ve havada doğal olarak bulunan diğer gazlardır. “Sera etkisi” adını verdiğimiz bu doğal süreç, Dünya ısısını yaşamı destekleyen bir seviyede tutar. “Sera etkisi” olmasaydı, küresel ortalama ısı dayanılmayacak ölçüde soğuk olacaktı. Ancak, fosil yakıtların kullanılması ve tarım arazisi açmak için ormanların yok edilmesi gibi insan eliyle gerçekleştirilen faaliyetler, atmosferdeki karbondioksit düzeyini ve ısıyı tutan diğer gazları arttırmaktadır. “Sera gazlarının” atmosfere eklenmesi, doğal bir süreç olan sera etkisini arttırmakta, bu ise Dünya’nın daha ısınmasına ve iklimin değişmesine neden olmaktadır.

Çözüm, başta karbondioksit olmak üzere küresel sera gazı salınımlarını azaltmaktır. Bu da, doğal kaynaklardan daha iyi yararlanmak anlamına geliyor. Isıtma, soğutma ve ulaşımda kullanılan benzin, doğal gaz ve kömür gibi fosil yakıtlar sera gazı salınımlarının başlıca kaynaklarıdır. Fosil yakıtları daha az miktarlarda ve daha verimli bir şekilde kullanmamız gerekiyor. Benzer şekilde, karbondioksitin atmosfere kaçmasını önlemek de önem taşıyor. Ormansızlaşmayı tersine çevirmek, özellikle de karbondioksiti emen tropik ormanların yok olmasının önüne geçmek de iklim değişikliğiyle mücadelede büyük önem taşımaktadır. Ormanlar karbondioksiti emer, kesildiklerinde ise karbondioksit verirler. Tarım faaliyetlerinden ve çöp depolama alanlarındaki atıklardan kaynaklanan metan ya da aşırı gübre kullanımından kaynaklanan salınımlar gibi küresel ısınmaya katkıda bulunan birçok farklı unsur olsa da, fosil yakıt kullanımı ve ormanların yok edilmesi iklim değişikliğinin baş sorumlularıdır.

Etkili bir enerji ve iklim değişikliği politikası çok önemlidir; çünkü enerji elde etmek için fosil yakıtların kullanılması iklim değişikliğinin başlıca sebeplerindendir. AB liderleri Mart 2007’de bu yönde bir politikayı kabul etti. Bu, AB’nin arz güvenliğini ve rekabet gücünü artırırken Avrupa’nın iklim değişikliğiyle mücadeledeki küresel liderlik rolünü de ortaya koymaktadır.

AB liderleri aşağıdaki kararlara varmıştır:

  • Enerji verimliliğini arttırmak suretiyle, 2020 yılı için yapılan tahminlere kıyasla enerji tüketiminde %20 tasarruf sağlamak;
  • Toplam enerji tüketiminde yenilenebilir enerjilerin payını 2020 yılına kadar %20’ye çıkarmak, böylece yenilenebilir enerjinin mevcut payını neredeyse üç kat arttırmak;
  • Toplam petrol ve dizel tüketiminde biyoyakıtlar da dâhil olmak üzere yenilenebilir yakıtların payını 2020 yılına kadar on kat en az %10 oranında arttırmak. AB tarafından ister üretilmiş ister ithal edilmiş olsun, tüm biyoyakıtların sürdürülebilir bir şekilde üretilmesi gerekmektedir. Atıklardan, artıklardan ve diğer gıda dışı kaynaklardan biyoyakıt elde edilmesi için teşvikler verilecektir;
  • Karbonu yakalama ve tükenmiş gaz sahalarında veya eski tuz madenlerinde yeraltına depolama yoluyla CO2’nin atmosfere girmesini önlemek için karbon yakalama ve depolama dâhil olmak üzere, düşük karbonlu ve hatta sıfır karbonlu teknolojilerin geliştirilmesini desteklemek. Bu yolla 2020 yılına kadar salınımların azaltılmasına büyük katkılar sağlamak;
  • AB enerji piyasalarının daha iyi bütünleşmesini sağlamak. Bir başka deyişle, Avrupa geneline yayılan daha rekabetçi elektrik ve gaz piyasalarına doğru yol almak;
  • AB enerji politikalarını sadece çevre politikasıyla değil araştırma, tarım ve ticaret gibi diğer politikalarla daha iyi bütünleştirmek;
  • Uluslararası işbirliğini arttırmak: AB enerji konusunda ortak bir yaklaşım benimseyebilir ve bu yaklaşımı ortak bir sesle ortaya koyabilirse, küresel tartışmaya da öncülük edebilir.

Ocak 2008’de, Avrupa Komisyonu AB’yi ve AB vatandaşlarını iklim değişikliğiyle mücadele, enerji arzının güvenliğini arttırma ve sürekli ekonomik büyümeyi destekleme konusunda doğru rotaya sokmak için bu noktaları kapsayan belirli politika önerileri sunmuştur.

Yorum yap